Ülkede sorunlar çığ gibi büyürken, hükümet ve ortakları adeta “lingiri oynar”casına sorumluluk almaktan uzak bir görüntü sergiliyor. Ekonomik kriz, sağlıkta yetersizlik, eğitimde gericilik, sosyal çöküş… Her geçen gün yeni bir gündem, yeni bir yara. Bu tablo karşısında sendikalar sahada; halkı bilgilendiriyor, eylem planları açıklıyor, itirazlarını yüksek sesle dile getiriyor.
Ama bir eksik var: Ana muhalefet partisi.
Bu ülkenin temel taşlarından biri olan, Özker Özgür’lerin, Naci Talat’ların mirasını taşıyan bir partiden uzun süredir güçlü bir ses çıkmıyor. Oysa tam da böyle zamanlarda muhalefetin toplumun sesi, umudu, yol göstereni olması gerekmez mi?
Peki bu sessizliğin sebebi ne?
İçsel bir hizip savaşı mı? Liderlik bunalımı mı? Yoksa iktidarın yanlışlarını dile getirmekten geri duran bir strateji mi? Her ne olursa olsun, bu sessizlik toplumu yalnız hissettiriyor. Halk sokakta, sendikalar ayakta; ama Meclis’te olması gereken muhalefet etkisiz ve görünmez durumda.
Unutulmamalı ki muhalefet sadece seçim zamanı değil, halkın zor zamanlarında da omuz vermekle yükümlüdür. Eğer bu sessizlik sürerse, hem partinin kurucu değerlerine hem de bu halkın güvenine büyük bir ihanet olur. Bu suskunluğun cevabı, yalnızca partinin değil, bu ülkenin geleceğini belirleyecek kadar önemlidir.
Belki de asıl soru şu: Özker Özgür yaşasaydı, bu sessizliği onaylar mıydı?